Ara

Bilgi Tasarımı ve Hukuk

Güncelleme tarihi: 16 Ara 2021

Hüseyin Can Demirkan

  • Bilgi tasarımı nedir, ne değildir?

a) Giriş ve tanım


Öncelikle konunun daha anlaşılabilir ve çalışmaya dahil olan sentezlerin daha çözümlenebilir bir mahiyette olması için girizgâhın ve prezentasyonun endüksiyon (tümevarım) ve kümelendirme yöntemleriyle açıklanması tercih edilmiştir.


Her şeyin görselleştirildiği ve bu görsellerin de formel olarak basitleştirildiği teknoloji çağında kendini gösteren fikirlerden biri de ‘bilgi tasarımı’dır. Fakat bilginin tasarlanmasına gelirken değişimlerin, gelişimlerin, hatta ‘daha basit düşünecek’ olursak çevremizde olup bitenlerin böylesi yoğun –rağmen hızlı- yaşandığı bir devirde sayısız veriye ve bilgiye maruz kalıyoruz ancak bu soyut yığınlaşma (yüzlerce veri ve bilgi) bu kadar büyüyorken onu daha anlamlı kılabilmek için geliştirilen bilgi tasarımı (information design) uygulamasını, berisindeki veri ve bilgi ayrımını ortaya koyarak veri görselleştirmesi (data visualization) ile birbirlerinden ayırmak, uygulamanın doğru anlaşılabilmesi ve söz konusu çalışmanın amacına ulaşabilmesi açısından öncelikli olmalıdır (Araştırmanın endüksiyon safhası). Bu noktada –günlük hayatta eş anlamlı kullanılsalar da- veri (data) denilen kavramın tek başına bir düzeni ve işlerliği olmadığını, kitlelere anlamlı ve işe yarar bir halde geçmesinin ancak belli bir uyumluluk ve aynı bağlam içinde organize edilerek bilgi (information) formuna dönüştüğü zaman mümkün olacağını açıklamak gerekir. Buradan da “bilgi = işlenmiş + düzenlenmiş + yapılandırılmış veri” sonucuna varılır. Basit bir örnekle daha bilginin, düzensiz haldeki verilerin organize edilmiş formu olduğunu göstermek gerekirse: Dört kişilik çekirdek bir ailede en küçük çocuğun yaşının 20 olması bir veridir. Öte yandan, bu dört kişilik çekirdek ailenin yaş ortalamasının 35 olması bilgidir.

Veri ve bilgi arasındaki ayrımın açıklanması, beraberinde -çalışma özelinde- “Bilgi tasarımı ne değildir?” sorusunu doğurmaktadır. Bu noktada ise bilgi tasarımı ile oldukça ortak paydası olan ancak bilgi tasarımının her birinden belli noktalarda farklılaşarak ayrıldığı –yine de kanımca hiçbirine elinleşmeden ve amorf bir hal almadan aralarında kesişim kümesi olarak yer edindiği– uygulamalardan ve söz konusu farklılaşma noktalarından bahsedilecek ve bilgi tasarımının ne olmayışının yanında nerede, nerelerden yer bulduğu ortaya koyulacaktır (Araştırmanın kümelendirme safhası).


  • Bilgi tasarımı, içeriğindeki bilgileri oluşturan kelimelere ve bağlama uygun bir yaratılmış bir form yahut tasarım olsa da bir tipografi uygulaması değildir. Tipografide sanat ve estetik ön plandayken bilgi tasarımında hedef kitleye aktarılan bilginin sadeliği ve görselliği ön plandadır.

TİPOGRAFݹ

Londra evlerindeki kolera vakalarının paralel

çizgilerle gösterildiği bir BİLGİ TASARIMI²


  • Bilgi tasarımı, bilgi mimarisi kadar kompleks ve veri yüklü değildir. Bilgi mimarisi, şema ve planın oluşturduğu katı zeminde yapılırken bilgi tasarımında verilmesi amaçlanan bilgi,–tipografide olduğu kadar önem arz etmese de- sanatsal ve esnek bir zeminde üretilir.

BİLGİ MİMARİSݳ


  • Bilgi tasarımı, uygun olarak hazırlandığı hedef kitlesine hikayeleştirilerek ve bağlantılar kurularak aktarılırken veri görselleştirme birbirinden aynı doneleri daha görülebilir, hesaplanabilir ve üzerinde çıkarımlar yapılabilir hale getirir.

BİLGİ TASARIMI⁴

















Veri Görselleştirme

















Bilgi Tasarımı









Eldeki bilgiyi ya da bilgi yığınını hedef kitleye en verimli ve anlaşılabilirliği en yüksek seviyede aktarmak amacıyla görselleştirerek sunma metodudur. Bilgi tasarımı; görselleştirilen veriler, imgeler ve kendi içinde iletişim tasarımıyla örtüşen yerler barındırsa da münferit bir uygulamadır⁵. Tarihe bakıldığında Charles Joseph Minard'ın hazırladığı Napolyon'un 1812'deki feci Rus seferine ilişkin 1869 akış diyagramı, genellikle bilgi tasarımının (ve veri görselleştirmesinin) erken bir biçimi olarak anılır.

SEGD’ye göre bilgi tasarımı, bilgiyi en erişilebilir ve kolayca anlaşılacak şekilde kullanıcılara sunma pratiğidir. En karmaşık biçimlerinde, verileri ve bilgileri kullanıcıların hızlıca kavrayabilecekleri şekillerde düzenleyerek basitleştirerek anlamalarına yardımcı olur.

Yol gösterici tasarımlarıyla bilinen Per Mollerup ise bilgi tasarımını, evrenin gerçeklerini açıklamayı sağlayarak bilgiye ve bilinçli eylemlere yol açtığı için bir açıklama tasarımı olarak tanımlar⁷.


1991 yılında kurulan Bilgi Tasarımı Derneği (IDA) de bilgi tasarımını çeşitli şekillerde tanımlamaktadır:

"kapsayıcı / herkes için / empatik tasarım", "bilginin etkili sunumu", "bilgi iletişimine uygulanan tasarım süreci (planlama) (içerik, dil, biçim)"

b) Örnekler⁹




  • Hukukçular bilgilendirmelerine tasarım uygulayarak nasıl değer/etki yaratabilir?

Bugün tasarımın doğduğu ve yine tasarıma en çok ihtiyaç duyulan nokta estetik haz almanın ötesinde, dijital çağın gerekliliği olarak, görsellere, daha basit ve göze hitap eden simgelere artan taleple aynı yerdedir. Bilhassa hukuk gibi teorisinden pratiğine, eğitiminden sınavına kadar her bir detayı yazı, yazı ve yazı olan bir disiplinin –hukukçular nezdinde dahi- gittikçe karmaşık bir hal alması –üstelik Adalet Bakanlığı’nın da halk için hukuku daha anlaşılabilir kılmayı amaçlayan herhangi bir çalışması bulunmuyorken- vatandaşların tabi olduğu hukuk sistemine ve dahası, haklarına yabancı kalmasına yol açıyor. Dolayısıyla iş, akademisyenlere ve özel sektörde görev alan hukukçulara düşüyor. O hâlde soruya, bu iki ayrı grup üzerinden çözüm önerisi sunarak cevap vermek gerekir:


1. Akademisyenler: Hukukçu akademisyenler her ne kadar bağlı oldukları fakülte içinde çalışmalarını yürütseler de üniversite denilen kavram kolektif bir yapıyı ifade ettiği için çatısı altında bulunduğu üniversitenin diğer fakülteleriyle ortak bir eğitim anlayışı oluşturabilen hukuk fakültesi akademisyenleri, öğrencileri yoğun bilgi bombardımanına tutmaktansa bilgileri inovatif ve görsel yollarla daha akılda kalıcı ve efektif bir şekilde aktarabilirler ve bu da konuların aynı olmasına rağmen her sene farklı bir hocanın anlatışıyla (burada kastedilen şey somut bilgilerin ve örnek olay, dava yahut doktrinlerin aktarılma yöntemleridir. Öte yandan her hocanın yorumu ve derse kendinden bir şeyler katması kıymetlidir ki bu aslında soyut ve değişebilen araçlar oluyor ancak sözü geçirilen şey değişmez ve sürekli olarak her hoca tarafından a) tekrar edilen bilgilerdir) veya aynı hocanın ‘farklı bir yöntem deneme arzusu/merakı’ dolayısıyla oluşan sistematikten uzak bir hukuk eğitiminin önüne geçer. Bunun tüm hukuk fakültelerinde benimsenmesi ise ortak bir hukuk dili oluşturur. Ortak bir hukuk dili (soruda sözü geçen ve bu çalışmada yaratılması öngörülen etki) kısmına gelmeden önce akademisyenlerin bilgilendirmelerine tasarım uygulamasının sonuçlarını açıklamak gerekir. Şöyle ki; bugün herhangi bir hukuk fakültesinde ders veren bir akademisyenle o akademisyenden dersi alan bir öğrenci arasında ortalama olarak en az 20 yaş var ki bu ciddi bir kuşak farkı ve günümüz dünyası için iletişim sıkıntısı demek. Özellikle hukuk sistemimizin ve dolayısıyla da hukuk eğitiminin dili ve işleyişi tarihten ötürü oldukça alıntılı ve günümüz diline o kadar uzak ki en az 20-30 sene önce aynı dersi kendisinden yine en az 20-30 yaş büyük bir akademisyenden (bugün bu akademisyenlerin yaklaşık 80 yaşında olduğu göz önünde bulunduruluduğunda aradaki iletişim uçurumu fark edilecektir) dinleyen günümüz akademisyenlerinin o zamandan kalan bilgileri ve dili bugünün ortamına sindirmesi mümkün değildir. Bunda;- Türk hukuk literatüründeki kelimelerin çoğunun Arapça ve Farsça kökenli olmasının,- Kuşaklar arasındaki farkın teknolojiyle ve güncel gelişmelerle beraber ciddi oranda açılmasının,- 40 yıl öncesinde uygulanan herhangi bir şeyin bugün aynı yöntemle bambaşka bir kitleye, Z kuşağına, uygulanmasının asla doğru ve mümkün olmamasının hala farkına varılamamasının,- Hukukun muhafazakar ve kendi içinde çok kapalı bir disiplin gibi düşünülmesinin payı oldukça büyük.Hal böyleyken hukuka, onu anlatana, anlatanın kullandığı kaynaklara, referanslara, literatüre uzak kalan öğrenci, bir de uzun ve detaylı bir bilgilerle karşılaşınca tam anlamıyla afallıyor. Eğitimdeki bu karışıklığın önüne geçilmesinin tek yolu ise çağa ayak uydurabilmek, hedef kitleye hitap edebilmek ve dijitalleşebilmek. Şayet hukuki bilgiler, kanunlar, kurallar, usuller, haklar, süreçler, görevler ve diğer her şey bağlamına uygun, herkes tarafından anlaşılabilecek basitlikte simgelerle, sembollerle, daha da önemlisi ortak bir dille yeniden ele alınsa sadece öğrenciler değil, basitliği ve günümüze hitap etmesi dolayısıyla herkes haklarına ve aslında hukukun tamamına erişebilir bir konumda olabilir. Yani uyandırılması beklenen etki/değer tamamen iletişimin düzeltilmesi, ortak bir dil oluşturulup öğrencilerden başlayarak hakkını öğrenmek isteyen herkesin hukuka erişmesi ve nesilden nesle aktarılan bilgilerin farklı anlatılış yöntemleri yerine güncel, görsel, daha sistematik ve akılda kalıcı bir tasarım anlayışıyla ele alınmasıdır. Böylelikle hukuk eğitiminde salt yorumlardan ve tartışmalı yani kesinliği olmayan konuları ele almaktan ziyade sonuç odaklı ve nokta atışlı bir öğrenme bilinci edinen öğrenciler bu görselleştirme ve zihne konfor sağlama alışkanlığını meslek hayatına, bilgilerini ise hizmet verdiği ve haklarını öğrenmek isteyen halka kolayca taşımış olur.


2. Avukatlar ve hukuk danışmanları: Kuşkusuz ki eğitimde görülenleri yahut yeni bir şeyi öğrenirken mevcut olan sistemi devam ettirmek içgüdüsel bir gerçek. Dolayısıyla dinlemek ve okumak üzerine kurulu güncel hukuk eğitiminin kalıntıları, profesyonel olunduğunda hizmet verilirken de aynı temelde devam ediyor. O yüzdendir ki kendi haklarına bile Fransız kalmış bir komün ve yine uygun bilgi aktarımı becerisine sahip olamayan hukukçular gün geçtikçe artıyor. Üstelik daha butik ya da çok uluslu işler yapan hukukçular için müvekkille aynı bağlamı kurabilmek ve o bağlamda bilgi aktarımı yaparken uygun bir zihin haritası çizebilmek yıllardır süren hukuk eğitiminden çıkmış hukukçular çok güç bir vaziyette. Çünkü mesela ilkokul mezunu bir müvekkille okulda kulağa çok afili gelen Arapça kökenli hukuki terimleri veya aynı konuyu fakültede öğrenilen biçimde anlatarak iletişim kurulamaz –neticede bir akademisyenin 20 yaşında biriyle kurduğu dil her ne kadar çok ortak yanlar barındırmasa da bu fark günümüz sosyokültürel fark kadar bir uçurum seviyesinde değildir- ya da vakti çok kısıtlı bir üst düzey yöneticiye bilgi verirken bunlar yine fakültedeki sistem gibi uzun uzun detaylarıyla anlatılamaz. Fakültede başlayan bu iletişim problemi meslek hayatında da devam ederken tüm bu inovasyonu bir anda işlerin içinde yaratmak zorlayıcı olabilir ancak yukarıdaki örneklerden gidilecek olursa basit bir bilgi tasarımıyla kısıtlı bilgideki biriyle kısıtlı vakitteki bir üst düzey yöneticiye aynı dil kullanılabilir. Bu, hukukçulara vakit kazandırmanın ve bağlam yaratma zorluğundan kurtulmanın yanında halka aynı anda ve hızlı bir şekilde bilgi vermeyi sağlar, böylelikle halk da bir sonraki uyuşmazlıklarında ya da sorunlarında daha bilinçli hareket eder. Kelebek etkisi diyebileceğimiz bilgi tasarımının hukuka uygulanması fikri, fakülteden başlayıp meslek hayatına ve oradan da tüm topluma yayılır.


KAYNAKÇA







155 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör